Doktor Hüseyin Tapik 2017-06-02T09:10:00+00:00

Gelin Tanış Olalım

Uzun ve zor bir tıp tahsili ve hekimlik hayatımın tecrübelerinden sonra gördüm ki:

Özellikle son yıllarda çevre şartlarının bozulması, büyük kentlerin ve modern yaşantının getirdiği trafik, kirli hava, gürültü, kötü beslenme, hareketsizlik sebebiyle çocuklarımız daha sık hasta oluyor, gittikçe şişmanlıyor, erkenden adolesan dönemine giriyor, çok antibiyotik ve psikotrop ilaçlar alıyor ama eskisinden daha tembel ve mutsuzlar. Tıbbi imkanlar artmış ama sağlıkta istenilen başarı elde edilememiş. 700 yüzyıl önce MEVLANA’nın dediği gibi insanlar maddi imkanlara kavuşmuş ama manen yoksun kalmıştı.

Daha lüks  evleri ama dağılmış yuvaları, organik beslenmenin neredeyse unutulduğunu, hızlı hazırlanan ve tüketilen yiyecekleri, birçok katkı maddelerinin, genetiği değiştirilmiş gıdaların günlük yaşamın bir parçası olduğunu gördüm.

Anne ve babalar arayış içine girmiş, birçok insan doğal tıbba yönelmişti. Doğanın bir parçası olduğumuzu nihayet yeniden anlamaya başlamıştık.

Düşündüm… Tıbbın bu kadar ilerlemediği yıllarda sahi insanlar nasıl sağlıklı yaşıyordu? Bizim çocukluğumuz çok mutlu ve zahmetsiz geçmişti. Hemen hemen ilaç alan arkadaşımız yoktu. Hele antibiyotikleri hiç bilmezdik. Öksürüğü, gribi burnumuzu silerek geçirirdik. Sahi bizler çocukluğumuzu nasıl bu kadar mutlu ve sağlıklı yaşamıştık?

Bunun sırrı ne idi?

BU SİTEDE ZAMAN ZAMAN BU SIRLARI SİZLERLE PAYLAŞMAK ÜZERE!

Yıllarımı verdiğim hekimlik hayatım boyunca hastalarıma bakış açım:
İlaçlarla ayakta durmaya çalışan bir nesil değil, doğal ve bilinçli beslenen, ekolojinin önemini bilen, gerçek sevgiyi ve huzuru yakalayabilen çocuklar yetiştirmek ve tüm aile mutluluğunu sağlamaktır.

Bu uğurda sizlere ve çocuklarımıza faydalı olabilirsem ne mutlu bana!

Mevlana 72 Millet

Mevlana 700 yıl önce kinsiz, kavgasız barışık bir dünya düşünüyordu. Diyordu ki: “Biz bir pergel gibiyiz. Bir ayağımız kendi değerlerimizde, inançlarımızda, öbür ayağımız 72 millette”. (yetmiş iki millet sırrını bizden işitir.) Mevlana’nın bu konuşmalarından o dönem mutaassıpları rahatsız olur ve kadıya dert yanarlar. Kadı bir adamını Mevlana’ya gönderir.

DEVAMI

Yunus Emre

O sadece yaşadığı devrin değil, tüm, zamanımızın da ışık kaynağıdır.

DEVAMI

Sıkça Sorulan Sorular

“YEDİKLERİNİZ İLAÇLARINIZ, İLAÇLARINIZ YEDİKLERİNİZ OLSUN” Hipokrat’ın bu kısa cümlesi beni çok etkilemiş, zaman içerisinde ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmıştır. Yüce Allah insanın bulunduğu ortamda aslında her türlü gıda ihtiyacını vermiştir. Ancak insanoğlu zamanla doğaya zararlı olmaya başlamış, kullanılan ilaçlar, genetiği değiştirilmiş gıdalarla gıdaların içerisi boşaltılmış. Böylece gıdalar öyle bir hale geldi ki fayda yerine zarar vermeye başladı. İşte tam bu noktada doğaya dönüş, organik üretim, yerli tohumlara döndüğümüz zaman gıdalar gerçekten bize ilaç olacaktır.

Ülkem’in çok değerli üç modern tıp fakültesinden eğitim aldım. Modern tıp antibiotikler, aşılar, organ nakilleri, teknolojik aletler sayesinde o kadar ilerleme gösterdi ki bunların hiçbiri inkar edilemez.  Ancak son zamanlarda  modern tıbba karşı kaygılar arttı. Hayatın ergenlik, gebelik, menopoz, yaşlılık gibi doğal dönemleri hastalık gibi gösterilip birçok ilaç başlandı. Ayrıca  aşırı çekilen tomografi, MR ve ilaçların yan etkileri de birçok hastalığı beraberinde getirdi.

Doğa her türlü sıkıntı ve hastalığın ilacını da kendinde bulundurur. Özelikle Amerika ve Avrupa’da son yıllarda insanların doğal tıbba yönlenmeleri altında bunlar yatıyor. Ayrıca binlerce yıldır kullanılan şifa kaynağı, çok iyi bilinen kültürel değerlerimizi nasıl görmezden gelebilirdim. Doğal tıbbı reddetmek bizi bünyesinde barındıran doğayı reddetmek demektir. Bu güzel doğamızı nasıl terk edebiliriz ki?

Sonuç olarak bilimsel kaynaklar ve doğamızın özüne bağlı kalarak her iki tıbbı ticari kaygılardan uzak tutarak faydalanmak ne kadar güzel…

Dedem 116 yaşına kadar sağlıklı yaşadı. Hiçbir ilaç kullanmamış, hiç doktora gitmemiş. Dedemin belki diabeti vardı. Çünkü bize gelince anneme hemen bir tas ayran ver derdi. Yazın kumları ıslatır serinlemek için üzerine yatardı. Ama dedem hep sağlıklı idi. Tabii ki dedemin yaşadığı yaylalarda naylona hapsedilmiş sular yoktu. Onun yerine kütür kütür akan çoban çeşmeleri vardı. Hava temizdi, gıdaların genetiği değişmemişti. Komşuluk ilişkileri çok daha huzurlu idi. Şimdi çok şeyleri kaybettik. Ama modern hayattada çok şeyler de kazandık. İşte doğal hayatla modern hayatın iyi yönlerini alır, kanaatkar olarak , manevi hayatımıza önem vererek hastalanmamak veya az hastalanmak mümkümdür. Özellikle çocukları bedensel ve ruhsal sağlıklı görmek benim için en büyük mutluluktur. Niçin hasta olsunlar? Bu sebeple “hastalanmadan yaşam” kapılarını (çevre, beslenme, uyku, manevi hayat, huzur ) burada sizlerele paylaşacağız…

Murat Tapik benim oğlum. Gamze Tapik ise onun eşi. Murat Türkiye’de başarılı bir egitim aldı. Kendi çabalarıyla Robert koleji, Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirip Amerika’ya gitti. Daha sonra İngiltere’de çalıştı. Ancak tek oğlumun ülkemde kalmasını ve hizmet etmesini arzu ettim. Küçük yaşlardan beri zaten doğaya aşıktı. Benimle küçük yaşlarda sık sık ıssız dağlara, yaylara çıkardı. Tekrar Datça, Karadeniz, Anadolu yaylalarına, yörüklere gittik. Onun yerli tohumlarımıza, gıdalarımıza, doğaya sahip çıkmasını istedim. Ülkemize geri döndü, hemen eşiyle işe koyuldular. Gamze ise Karadeniz yaylalarında büyümüş samimi ve dogal bir insan. Böylece Datça’da zeytinlik, bademlik ve şifalı otların bulundugu bağımıza sahip çıktılar, sonra kendi çabaları ile Kandıra’da sebze çiftliğini kurdular. Birçok doğal ve organik üretici ve tüketiciler ile gönül bağı ile bağlanarak Datça Murat Çiftligi’ni kurdular. www.datcamuratciftligi.com ile nihayet bir arzumu gerçekleştirerek gelecek nesillere doğal bir miras bırakmanın huzurunu yaşıyorum.

Bunu, benim çocuk hekimi olmamı sağlayan, yaşadığım üzücü fakat sonuçta sevindirici bir hikayeyi anlatarak cevaplayayım:

Kız kardeşim Sivas’ın Divriği ilçesinde şirin bir dağ köyünde ögretmen idi. O sene kış çok çetin geçmiş, yollar karla kapanmıştı. Bahar ayında köye ulaştığımızda kardeşim çok üzgündü. Çünkü üç çocuk kızamık hastalığından ölmüş ve hemen köyün karşısındaki mezarlığa defnedilmiş idi. Bu olay beni derinden üzmüş ve doktor olmaya karar vermiştim. Şükürler olsun çocuk hekimliği bana nasip oldu.

Sevindirici habere gelince, özellikle son yıllarda Sağlık Bakanlığımızın ve sağlık personellerinin üstün gayretleri ile aşılama oranları çok arttı. Böylece değil kızamıktan ölüm vakaları, kızamık hastalığını bile zor görüyoruz. Aşı, sağlıklı içme suyundan sonra, bizleri hastalıklardan koruyan en basit ve en etkili tıbbi yoldur. Sizlerden “Bu aşı ne kadar?”, “Hepsini olalım mı?”, “Bazı aşılar neden bu kadar pahalı?”, “Kime güvenelim?”, “İçindeki katkı maddelerinin ne gibi zararları var?” gibi sorular alıyorum. Bu sorularınızın cevabı ayrı ayrı zamanla web sitemde paylaşmak ümidi ile.

Yani “ÖNCE HASTANA ZARARLI OLMA”. Hipokrat yüzyıllar öncesi bu tehlikeyi görmüş, bizleri uyarmıştır. Düşündüm hekimlikte bilmeden ne zararlar veriyoruz? Lüzumsuz kullanılan antibiyotikler, çok sık yapılan sezeryan doğumlar, lüzumsuz tetkikler, özellikle tomografi, MR, x-ışınları vb.

Her akşam başımı yastığa koyduğumda bu cümleyi  düşünür, huzurla uyuyabilmek için vicdanımın sesini dinler, bilgim ve deneyimlerle insanlara, özellikle çocuklara en iyisini yapmaya çalışırken önce zararlı olmamayı düşünürüm…

Hepsi  Yaradanın  bana nasip ettiği şeyler. Bugün aile hayatım, hekimliğim, sağlığım, manevi hayatım, huzurlu yaşamımı bunlara borçluyum. Hayatın anlamını bu zâtların eserlerinden ögrendim. Mesnevi’yi akşamları okumadan uyursam kendimi eksik hissederim. Nasıl olurda;

“BEN GELMEDİM DAVA İÇİN
BENİM İŞİM SEVGİ İÇİN
DOSTUN EVİ GÖNÜLLERDİR
GÖNÜLLER YAPMAĞA GELDİM.” diyen, bizleri sevgi ile birleştiren evrensel Yunus Emre’yi hatırlamam. En çok şu günlerde ihtiyaç duyduğumuz bu değerli insanların tek tek gündeme getirmek ümidiyle!

Dedem 116 yaşında öldü. Hiç ilaç kullanmadığını söylerdi. Çocukluğumda dedemle çok güzel günler geçirdim. Hayatım boyunca onun fikir ve yaşantısından ilham aldım. Yıllar sonra dedemin, Sivas Zara ilçesinde bulunan Bey dağındaki yaylasına gittim. Tertemiz ve mis gibi hava, kuş sesleri, koyun çıngırakları, misapirperver yaylacılar! Dedem parayı da pek bilmezdi. Şimdi ise insanlar maddiyata çok önem verdiklerini görüyorum. Dedemin doğal yaşantısı, tertemiz kalbi bana örnek oldu. Sonra Mevlana, Yunus Emre, Tolstoy, Hacı Bektaşi Veli ve dünya edebiyatını okuyunca hayatın anlamını anlıyorsunuz.

Sonuç olarak kanaatkâr, doğal ortamda ve doğada çalışarak zaman geçirmek, kalpleri kırmamak, ne yediğimizi ve ölçülü yemenin önemini bilerek, maneviyatı hissederek yaşamak gerekir. Bu konuları ayrı ayrı zaman içerisinde ele almak ümidiyle.

Basın Güncel Yazılar

Peliküle Yansıyan Doğa

d’art dergisi sayı: 1999 Dr. Hüseyin Tapik Çocuk sağlıgı ve hastalıkları uzmanı 1978 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mezunu Hacettepe Tıp Fakültesinde anestezi ve reanimasyon bilim dalında asistan olarak göreve başlamış.